Şiddetin Sonuçlarına Değil Sebeplerine Odaklanılmalıdır!

Kahramanmaraş ilimizde bir okulumuzda meydana gelen menfur saldırı sonucunda hayatını kaybeden öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Kederli ailelerine, eğitim camiamıza ve milletimize başsağlığı ve sabır temenni ediyoruz. Yaralı vatandaşlarımızın en kısa sürede sağlıklarına kavuşmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Son dönemde ülkemizin farklı noktalarında giderek görünürlüğü artan şiddet olayları, toplumun tüm kesimlerinin üzerinde dikkatle düşünmesi gereken ciddi ve travmatik risklere işaret etmektedir. Bu tür vakalar yalnızca bireysel olaylar olarak değil, daha geniş toplumsal, kültürel ve yapısal bağlamlarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Okullarımız sadece bilginin değil ahlakın, sevginin, merhametin ve kardeşliğin yeşerdiği kutsal mekanlardır. Oysa bugün gelinen noktada okullarımızda akran zorbalığı, şiddet ve taciz vakaları giderek artmakta; Milli Eğitim Bakanlığı sorunu aşmak için akran zorbalığı ile mücadele yöntemleri ve içerikleri hazırlamaktadır. Bu tür çalışmalar faydalı olmakla birlikte şiddetin yalnızca sonuçlarına odaklanmak yerine, onu üreten yapısal nedenlere yönelmek gerekmektedir.
Şiddeti yaratan asıl faktörlere yoğunlaşılmadığında fail ve mağdur ikilemini sıkışarak asıl sebepler göz ardı edilebilir. Sorun ne tek başına öğrenciler ne tek başına öğretmenler ne de tek başına velilerdir. Yaşanan olayın faili olan öğrencilerin yaşı, olayın gerçekleşme biçimi ve mekânı elbette önemlidir. Ancak asıl üzerinde durulması gereken husus, şiddet ve zorbalık kültürünü besleyen arka planın bütüncül biçimde analiz edilmesidir. Şiddeti yalnızca güvenlik önlemleri üzerinden açıklamak ve çözüm aramak yeterli değildir; bu yaklaşım sorunun kök nedenlerini görünmez kılmaktadır.
Günümüz dünyasında küresel ölçekte yaygınlaşan neoliberal ve kapitalist kültürün, bireyler üzerinde rekabet, haz odaklılık ve başarı temelli yaşam alışkanlıklarını güçlendirdiği görülmektedir. Bu kültürel çerçeve içerisinde okullarda, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde ve toplumsal yaşamın birçok alanında şiddet eğilimlerinin artışı dikkat çekici bir olgudur. Amerikanın öncülüğünü yaptığı kültür ve medeniyet değerlerinin sokaklara, eğitime ve yasal mevzuata hakim olduğu bir vasatta, okullarımızın ve sokaklarımızın Amerikanvari şiddet sahnelerine şahit olması şaşırtıcı bir durum değildir.
Haz ve rekabet kültürü ile yoğrulmuş, değerlerden arındırılmış, ahlaki süzgeci olmayan bir kültürün şiddet üretmesinden daha doğal bir şey yoktur. Online oyunlar, müzik klipleri, filmler ve diziler aracılığıyla çocuklarımızın duygu ve düşüncelerine adeta zehir gibi akıtılan erotizm ve şiddet vb. dijital kontrolsüzlüğün şiddet ve zorbalık üretmesinden daha doğal bir durum yoktur. Merhameti adaleti ve erdemi öncelemeyen bir kültürün şiddet üretmesinden daha doğal bir şey yoktur. Kazanmayı, öne geçmeyi, arkadaşlarını yenmeyi önceleyen sınav odaklı bir eğitim sisteminin şiddet üretmesinden daha doğal bir şey yoktur. 35-40 saatlik bir okul programının %60-70’inin akademik derslere ayrılması; buna karşın sosyal, kültürel, sportif, sanatsal, ahlaki ve manevi eğitimlerin eksik ve yetersiz olması şiddeti doğuran diğer önemli sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Niceliğin egemen olduğu ve niteliğin buharlaştığı; “zengin” olmanın “adam” olmaktan daha önemli görüldüğü, para kazanmanın gönül kazanmaktan daha çok itibar gördüğü, itibarın makam ve kariyere indirgenmiş olduğu bir dünyada şiddetin artmasından daha doğal bir şey yoktur.
Modern şehirlerin mimari yapısı, yoğun yollar, trafik ışıkları ve yaşamı daraltan aşırı yapılaşma şiddeti artıran yapısal unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte siyasetteki öfke ve çatışma dili de şiddeti besleyen önemli bir durum olarak ön plana çıkmaktadır.
Aile yapısındaki çözülme, aile içi iletişimin giderek zayıflaması ve anne babaların pedagojik rollerinin zamanla tümüyle uzmanlara devredilmesi, şiddet kültürünü besleyen önemli etkenler arasında yer almaktadır.
Şiddeti besleyen en önemli unsurlardan biri de alkol tüketimidir. Yapılan birçok araştırma, şiddet vakalarının önemli bir kısmında alkolün tetikleyici veya kolaylaştırıcı bir etken olarak rol oynadığını göstermektedir. Davranış bozuklukları ve suçu besleyen bir diğer önemli unsur ise alkolle birlikte uyuşturucu kullanımıdır.
Sayıları giderek artan çocuk çeteleri ve çeteleşme olgusu, şiddet atmosferine sosyal zemin ve destek sağlayan ciddi bir toplumsal problem olarak karşımızda durmaktadır.
Şiddeti besleyen bir diğer önemli unsur ise giderek yaygınlaşan özgüven paradigmasıdır. Yapılan bazı ölçümlerde ve özgüven testlerinde yüksek puan alan bireylerin şiddet eğiliminin daha fazla olabildiği dikkat çekmektedir. Buna karşılık, haya ve utanma duygusuna sahip bireylerin bu testlerde daha düşük puanlar alması, ölçme araçlarının değerler boyutunu yeterince kapsamadığını göstermektedir. Toplumsal değerlerin koruyucu rolünü göz ardı eden özgüven paradigması, zamanla narsizmi ve birey merkezli bir anlayışı besleyerek suça zemin hazırlayan bir noktaya evrilebilmektedir.
Çözüm Önerileri
Bu bağlamda ülkemizin tüm sivil ve resmî kurumlarını, şiddetin önlenmesine yönelik aşağıdaki adımların hayata geçirilmesi konusunda ortak sorumluluğa davet ediyoruz:
- Eğitim sisteminin merkezine sınav başarısı değil, insani erdemler ve ahlaki değerler alınmalıdır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu açıdan önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
- AB politikalarından aşırı biçimde etkilenmiş ya da kopyalanmış eğitim modelleri yerine, kendi medeniyet birikimimizi önceleyen bir eğitim sistemi kurulmalıdır.
- Dijital ortamda şiddeti, nefret söylemini ve cinselliğin istismarını normalleştiren içerikler; sosyal medya platformları, dijital oyunlar ve benzeri mecralar üzerinde daha etkin bir denetim mekanizması kurulmalı, gerekli yasal düzenlemeler güçlendirilmelidir.
- Okulların güvenlik ve risk yönetim protokolleri yeniden gözden geçirilmeli, gerekli yasal ve idari düzenlemeler ivedilikle hayata geçirilmelidir.
- Okullarda görev yapan psikolojik danışman ve rehber öğretmen sayısı artırılmalı, öğrencilerin psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
- Tüm okullarda, değerler eğitimi ile manevi danışmanlık ve rehberlik alanında uzmanlaşmış kadroların destekleyici rol üstlenmesi sağlanmalı; bu alanda kurumsal kapasite geliştirilmelidir.
- Sendikalar, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve siyasi partiler arasında şiddetin önlenmesine yönelik ortak bir yol haritası oluşturulmalı; kalıcı ve sistematik çalışmalar yürütülmesi amacıyla çalıştaylar ve bilimsel çalışmalar düzenlenmelidir.
- Zorunlu eğitim, zaman geçtikçe “zorunlu” olmaktan çıkıp “sorunlu” bir yapıya doğru evrilmektedir. Zorunlu eğitim sistemi, çoğu zaman öğrencilerin bireysel ilgi, yetenek ve yaşam becerilerinin gelişiminin önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu durum, meslek edinme ve kariyer planlama süreçlerini de olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle zorunlu eğitim uygulamasının ortaokuldan itibaren kaldırılması gerekmektedir.
- Dikey mimari yerine yatay mimariyi önceleyen; sosyal, sportif, sanatsal ve kültürel yaşam alanlarını artıran bütüncül bir şehir planlaması yaklaşımı geliştirilmelidir.
- Aile yapısını güçlendirmeye yönelik hukuki, psikolojik ve pedagojik çalışmalar artırılmalı, aile kurumunu zayıflatan yasal düzenlemeler gecikmeden değiştirilmelidir.
- Çocukların ve gençlerin anlamlı, amaçlı ve toplumsal bağ kurabilen bir yaşam sürdürebilmelerini sağlayacak politika ve uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.
- Tüm siyasi çevrelerde çatışma dili yerine anlayış ve hoşgörü dili yaygınlaştırılmalıdır. Bununla birlikte tüm siyasi, kültürel ve dini çevrelerde de benzer şekilde yapıcı, kapsayıcı ve uzlaştırıcı bir dilin hâkim kılınması toplumsal barış açısından temel bir gerekliliktir.
- İnsanların hem bedenine hem de ruhuna zarar veren; dinen haram, ahlaken kötü ve bilimsel açıdan da olumsuz etkileri bilinen alkol mümkünse yasaklanmalı, değilse büyük oranda kısıtlanmalıdır.
- Özellikle liselerde ve belirli bölgelerde artış gösteren uyuşturucu kullanımı, şiddeti doğuran ve teşvik eden bir faktör olarak dikkat çekmektedir. Bu nedenle uyuşturucu kullanımına karşı önleyici eğitimlerin sistematik biçimde hayata geçirilmesi zorunludur. Uyuşturucuya yönelik bilgilendirici çalışmaların kullanımını artıracağı yönündeki yaklaşım bilimsel olarak sorgulanmalıdır. Her yaş döneminin kendine özgü gelişim özellikleri dikkate alınarak, öğrencilere riskler ve sonuçlar hakkında yaşa uygun, bilinçlendirici eğitimler verilmelidir.
- Çocuk suçluluğu kavramı da dikkate alınarak çeteleşmenin önlenmesine yönelik hukuki, pedagojik ve sosyal boyutları içeren bütüncül politikalar geliştirilmelidir.
- Güven duygusu çocuklar ve gençler için vazgeçilmezdir; ancak bu güvenin kaynağı yalnızca bireyin kendisi değil, aynı zamanda ait olduğu değerler sistemi ve ilkelerdir. Bu nedenle özgüven merkezli yaklaşımın, değerler temelli bir paradigma ile yeniden ele alınması gerekmektedir. Eğitim politikaları ve pedagojik çalışmalar, bireyin yalnızca kendine güvenini değil, aynı zamanda ahlaki sorumluluk, toplumsal aidiyet ve değer bilincini de güçlendirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu alanda bilimsel ve pedagojik çalışmaların artırılması zorunludur.
- Şiddeti yalnızca sözle kınamak yeterli değildir. Esas olan, onu doğuran toplumsal, kültürel ve yapısal sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik kararlı ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesidir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
AİLE AKADEMİSİ DERNEĞİ
